albastı, lohusalık


Folklorumuzda loğusalık önem verilen geçiş dönemlerinden biridir. İnanışa göre doğumdan sonraki kırk gün anne ve çocuk birçokzararlı etkiye açıktır. “Loğusanın mezarı kırk gün açık kalır” sözü bununla ilgilidir. “Nazar” ya da “ göz” değmesinden korunmakiçin anneye ve bebeğe nazarlık takılır, ev tütsülenir, loğusaya kurşun dökülür. Nazarın en kötü etkilerinden birinin loğusanın sütünün kaçması olduğuna inanılır. Loğusayı görmeye gelenleri uğurlayan annenin ‘güle güle’ demesinin sütün kaçmasına neden olacağı yaygın inanışlardandır. Loğusaya götürülen yiyeceklerden önce loğusanın tatması ya da yemesi gerekmektedir. Bu yapılmazsaannenin sütünün kesileceğine inanılır. Loğusalıkta özenle üstünde durulan konulardan biri de kırk gün süreyle anne ve çocuğun evden dışarı çıkarılmamasıdır. Bunun yanısıra aynı günlerde doğum yapmış iki annenin karşılaşmamasına da özen gösterilir.Karşılaşırlarsa ‘kırklarının karışacağına’ ve loğusaların kötü etkileneceğine inanılır.

ALBASTI
Loğusalık döneminde anne ve çocuk için en büyük tehlikenin albastı olduğuna inanılır. Tıbbın günümüzdeki kadar gelişmediği dönemlerde çıkmış bir inançtır. Doğumdan sonra temizlik şartlarına uyulmadığı takdirde loğusa enfeksiyon kapabilir ve bunun sonucunda ateşi 40 dereceye kadar çıkabilir. Yüksek ateş nedeniyle halüsilasyon görmeye başlar ve sayıklar. Bu durum halk arasında‘al basması’ olarak adlandırılır. Bunu önlemek için başvurulan çeşitli uygulamalar vardır. En yaygın uygulama loğusanın üzerindekırmızı renk bulundurmaktır. Loğusa şerbetinin ve loğusa şekerinin kırmızı renkli olması, loğusanın başına kırmızı renkli kurdele takılması bu inanışla ilgilidir. Bazı yörelerde albastıyı önlemek için, loğusanın başucuna şişe saplanmış soğan asılır. Loğusa kırk günün sonunda bu soğanı kapının eşiğinde ezer, böylece eve gelebilecek kötülük ve zararların önlendiği düşünülür.