bebek emzirme



İster meme ile ister mama ile olsun, çocuğun ne zaman besleneceği sorusuna göz atalım. Bu sorunun doğal olarak cevabı “acıktığı zaman” olmalıdır. Oysa uygarlığımız bu basit ve açık seçik cevabı da çarpık bir hale getirmiştir. 1920’ler ve 1930’larda bebekleri ve ufak çocukları birtakım davranışlara mümkün olduğu kadar erken çağda alıştırmanın gerekli olduğu düşüncesi yaygındı. Böyle düşünenlere göre, çocukta iyi alışkanlıklar geliştirmenin koşullarından biri de, çocuğun beslenmesini en kısa süre içinde belirli bir programa bağlamaktı. Böylece, doktorlar çocukların üç veya dört saatte bir beslenmesini öngören programlar düzenlediler. Annelerin, bebeklerini bu programa göre beslemesi gerekiyordu. Bu korkunç rejim, psikolojik açıdan sağlıklı çocuk yetiştirmenin temel ilkelerinden birini, yani her çocuğun kendine özgü kişiliğine, bireyselliğine saygı duyulması ilkesini yıkıyordu.

Her çocuk dünyada eşi olmayan, başlı başına bir bireydir ve her çocuğun kendine özgü bir acıkma saati vardır. Nasıl olur da, bütün çocuklara uyacak bir zaman ayarı planlanabileceğini düşünürüz? İster bebeği üç saatte bir doyurun, ister dört saatte bir doyurun desin, bütün beslenme programlarındaki zaman ayarlamaları kesinlikle yanlıştır. Böyle belirli bir program, bebeğinize uymayacaktır. Çünkü bebeğiniz, sadece öteki bebeklerden farklı olmakla kalmaz, kendi acıkma zamanları da günden güne değişiklikler gösterir.

Katı kurallara göre beslene bir bebeğe neler olur? Bebek acıktığı zaman, çaresizlik duygusuna kapılır. Çünkü bebeğin acıkması, kimsenin acıkmasına benzemez. Bebek acıktığı zaman gerçekten açtır. Bunun oluru olmazı yoktur. Karnını doymasını ister. Biz büyükler, çoğunlukla hiçbir zaman bebekler gibi açlık duymamışızdır. Bunu şöyle bir örnekle daha iyi belirtebiliriz. Bir bebeğin karnının doyurulması için yarım saat beklemesi, biz büyüklerin üç gün aç durmamıza bedeldir. Bebek, genellikle pek kibar bir yaratık değildir. Acıkmışsa ve karnını doyurmuyorsanız, bildiği tek yoldan yararlanarak ilginizi çekmeye çalışır: Ağlar. Karnının doyması ne kadar gecikirse, bebeğin sesi de o kadar yükselir. Böyle katılacakmış gibi ağlarken, “Bu ne biçim dünya? Şurada ağlayıp duruyorum acıktım diye bas bas bağırıyorum da, kimsenin bana yiyecek verdiği yok!” der gibidir. Daha da zaman geçerse, ağlamanın niteliği ve tonu değişir. Artık acıktığını belirten bir ağlama olmaktan çıkar ve bir öfke ağlamasına dönüşür. Bu durumda bebek, “Öfkeden deli gibiyim. Hepinizden, bütün dünyadan nefret ediyorum! Bana ve acıkmama aldırış etmediğiniz için sizden nefret ediyorum!” dercesine ağlamaya başlar.