gigis-joy-5Dünyanın en büyük ve en saygın araştırma enstitüsü MIT’in raporuna göre 2025 yılında çocukların yarısının otizmli olacağı açıklandı. Yani bu her iki çocuktan biri otizmli olacak demek! Gerçekten tablo bu kadar ürkütücü mü? Otizm salgını ile mi karşı karşıyayız? Aklımıza takılan tüm soruları Psikolojik Danışman ve Özel Eğitim Uzmanı Bedi Aydın’a yönelttik.

1- Öncelikle otizm nedir ve neden olur, kısaca bilgi verebilir misiniz?

Otizm, ( otizm spektrum bozukluğunu kastederek bundan sonra otizm sözcüğünü kullanacağız) erken çocukluk döneminde ortaya çıkan, gelişimi olumsuz etkileyen ve yaşam boyu süren bir sorundur. Özellikle son yıllarda elde edilen bilgilere göre nörolojik bozukluğa neden olduğu düşünülmektedir.

Otizme yol açan neden veya nedenler kesin olarak bilinmiyor. Ancak çevresel faktörler olağan şüpheli olarak kabul görmektedir. Çevresel faktörler dediğimizde çok geniş bir yelpazeden söz ettiğimiz unutulmamalıdır. Ağır metaller , endüstriyel gıdalar , soluduğumuz hava ve kullandığımız aşılar bile otizm söz konusu olunca şüpheli olarak görülebilmektedir.

Otizmli bireyler ortak gelişim özellikleri göstermelerine rağmen ( sosyal etkileşimde sınırlılık, ilgi azlığı, yineleyici davranış kalıpları) tıbbi analizlerinde farklılıklar göstermektedirler. Otizm tanısı almış bazı bireylerde ağır metallere rastlanırken bazılarında ağır metaller normal değerlerde olabilmektedir. Her otistik bireyin farklı bir nedenden etkilenmiş olabileceğini düşünebiliriz.

2- Erken teşhis ve alternatif tedavi yöntemleriyle otizmin bir ölçüde önüne geçebilmek mümkün olacak mı?

Erken tanı, özellikle özel eğitimleri açısından yaşamsal önem taşır. Otistik çocukların sosyal etkileşim azlığı ve çevrelerine yetersiz ilgi göstermeleri nedeniyle öğrenme süreçleri kesintiye uğramaktadır. Toplumla uyumlu gelişme ve öğrenme gerçekleşmediğinde kendi davranış örüntülerini geliştirirler. Özel eğitime başlamadan önce otistik çocuklarda istenmeyen davranışların çokluğu bundan kaynaklanmaktadır.

Erken çocukluk döneminde çevremizle kurduğumuz ilişkiler çeşitlendikçe öğrenme süreçlerimiz olumlu yönde etkilenir. Tersi durumda da sınırlı öğrenme ile karşı karşıya kalırız.Erken tanı, özel eğitimin erken başlamasına ve sınırlı öğrenmelerden kaynaklanan yetersizlikleri önemli ölçüde ortadan kaldırmaya katkı sağlamaktadır.

Psikolojik Danışman olarak alternatif tedavi yöntemleri ile ilgili olarak söz söylemem pek doğru olmaz. Velilerimizden öğrendiğim bazı yöntemlerin varlığından söz edilebilir. Uzun yıllar çeşitli yöntemleri sabırla deneyen velilerimiz oldu. Kısmen faydalı olsalar bile otizmin sonuçlarını ortadan kaldıran yöntemlere henüz rastlamadığımızı söyleyebilirim.

3- Türkiye’de ve dünyadaki verileri bizimle paylaşabilir misiniz?

Otizm yaygınlığı ürkütücü bir hızla artmaktadır. 90’lı yıllarda binde 1 otizme rastlanma oranlarından söz edilirken, günümüzde seksende 1 hatta altmış altıda 1 oranlarından söz eden çalışmalar olduğunu görüyoruz. Ülkemizin dünya verilerinden farklılık gösterdiğini düşündürtecek bir durum olduğunu sanmıyorum. Bunun küresel bir problem olduğunu ve gidişatın trajik olduğunu söylemek zorundayız.