Yalnızlık, en temel duygulanımlarımızdan biridir. Psikolog Ece Göç, çocukları yalnızlık korkusundan uzak yetiştirmek için ebeveynlere önerilerde bulundu.

Aşk acısı ve yetişkinlikle eş tutulsa da aslında çocukluk yaşantılarında da sıklıkla karşımıza çıkmaktadır. Bireyler bu duygulanım içerisinde iken genellikle kendilerini kimsesiz, kimse tarafından anlaşılmayan, dahası sevilmeyen hissederler. Ancak her yalnızlık, yaşayan birey için özneldir ve asla bir diğerine benzememektedir.

Yalnızlık, hayatın her evresinde bize farklı biçimlerde kendisini hissettirir, her evre bir sonraki için temel teşkil eder. Anne karnından ayrılma ile yalnızlık serüveni başlar ve çocukluk dönemi nasıl başa çıkılacağını öğretir. Yalnızlıkla ya başa çıkmayı öğreniriz ya da ömür boyu yalnızlıkla savaşırız. Bu iki yoldan hangisini seçeceğimizi ise aile içinde edindiğimiz tecrübeler belirler.

Yalnızlık duygusu ve kendi başına olabilme

Abraham Maslow tarafından geliştirilen ihtiyaçlar hiyerarşisi teorisi, insanın doğumundan itibaren geçirdiği evreleri ifade ederken bu evrelerin her birini farklı ruhsal ihtiyaçlar ile karakterize etmiştir. Ancak her dönem için vazgeçilmez olan ihtiyaç vardır ki o da ‘güven’dir. Bebeklik ve çocukluk döneminde sevgi ve güven duyulan kişi annedir. Benliğin oluşmaya başlaması (yaşamın erken dönemleri) ile çocuk sevgi nesnesinin kaybından korkmaya başlar. Bu korkunun, ebeveyn tarafından tetiklenmesi ile yalnızlık duygusu oluşurken; ebeveynin doğru iletişimi ile kendi başına olabilme kapasitesini oluşturur.

Kendi başına olabilmesi, çocuğun ebeveynin yanında kendi başına olabilmesi ile öğrenilir. Çocuk kendi başına olabilmeyi öğrenirken ebeveynin (özellikle anne) geribildirimine ihtiyaç duyar. Bu geribildirim ise ‘ben yanındayım ama bununla sen başa çıkabilirsin’ anlamındadır. Çocuğun terk edilme duygusunu tetiklemeden bağımsız olarak benlik oluşturmasına izin vererek desteklenmelidir.