kız-ve-erkek-çocuk



Bir varmış bir yokmuş, çok uzak diyarlardan birinde, dünya güzeli bir kız çocuğu yaşarmış. Elma yanaklı, çilek burunlu, tatlı mı tatlı, dört yaşına yeni basmış bir kız çocuğuymuş Destina. Ailesiyle yaşadığı büyük bir çiftlikleri varmış. En büyük eğlencesi, anne ve babasına yardım etmek, hayvanlarla ilgilenmek, yemyeşil bahçelerinde kendi icadı olan oyunları ile oynamakmış. Gel zaman git zaman, Destina’nın yaşadığı çiftliğin yanındaki büyük avlulu taş eve yeni komşuları taşınmış. Gelenlerle tanışmayı ve arkadaş olmayı adet edinmiş ailesiyle Destina ve ziyaretine gitmiş komşularının.

Kapıyı açan annenin yanı başında tombik yanaklı, uzaktan utangaç bakan Destan duruyormuş. Yaşları yakın olan çocuklarının beraber oynamasını teşvik etmiş aileler. Zamanla Destina’nın hayal dünyasından çok etkilenmiş Destan. Beraber yeni oyunlar icat eder olmuşlar. Hiç ayrılmayan bu ikili aradan bir sene geçtiğinde, bir çay vakti, koyu bir sohbete dalmış olan iki annenin karşısına geçmişler ve sırlarını açıklamışlar. Söylediklerine göre onlar birbirlerine âşıklarmış. Beş yaşındaki iki yaramazın bu itirafını şaşkınlıkla karşılayan anneleri, ne diyeceklerini bilememişler…

Bu masalın ardından akla gelen ilk soru: “Çocuklar gerçekten âşık olur mu?” Bu soruyu bir yetişkine yönelttiğinizde alacağınız ilk cevap net bir hayır olabilir. Çocuklar âşık olmaz. Peki, “çocukluk aşkı” tabiri nereden gelir öyleyse? Hani düşündüğümüzde yüzümüzü hafiften gülümseten o masum duygu… Çocuk ve aşkın bileşiminden gelir elbette. Ama bu, büyümüş halimizle, anne ya da baba olmuş bizlerin aşk adını verdiğimiz duygudan çok farklıdır. Çocuk âşık olmaz. Çocuk çok beğenir, çok ilgilenir, bağlanır ve hiç ayrılmak istemez. Bunun da adını aşk koyar, çünkü öyle öğrenmiştir izlediği çizgi filmlerden, programlardan, okuduğu kitaplardan ya da gözlemlediği büyüklerden. “Aşığım” diyen bir çocuk varsa hayatınızda, tepki vermeden önce anlamaya çalışın. Belki de hiç gerek yoktur onun saf duygusuna dokunmaya…