bağlanma sorunu bebek



Anne çocuk bağının önemi ve bu bağın gelişmesi için yapılması gerekenlerde anahtar cümle 0-3 yaşta bebeğin ağlatılmadan büyütülmesine özen gösterilmesi gerektiğidir. Daha açıklayıcı olmak için bu durum “bebekle aynı frekansa girmek” olarak özetlenebilir.

Bize yansıdığı kadarıyla gerçek yaşamda olan ise, olması gerekenin tam tersidir. Anne çocuğu şekle sokmanın telaşı içinde onunla zıtlaşmaktadır. Bu durumda sağlıksız pozitif kısır döngü işler. İlişki zedelenir. Burada doğum yapan fil örneğini anlatmak yerinde olur. Anne fil nefes almadan doğan yavrusunu önce hortumu ve arka ayakları ile resüsite eder (canlandırır).

Doğum sonrasında bu kadarını bile izlemek muhteşemdir. Anne filin nefes almayan bebeğine adeta suni solunum hareketlerinin benzerini uygulayarak ayağa kaldırması izlemeye değerdir. Akabinde anne ve yavru fil birbirine tezat cüsseleri ile bir bütünmüşçesine yan yana ayakta dururlar. Anne yavruya uygun küçük bir adım atar. Yavrusu annenin adımını birebir ölçüde taklit eder. Kocaman annenin bebeğine uygun adımlar atması sürer, bebeğin anneyi taklidi de. Aynı frekansta olmak işte böyle bir şeydir.

Annenin bebeğini hiçbir zaman terk etmeyeceği ona aşağıda görülen örnekte görüldüğü gibi somut olarak aktarılmalıdır.

Çözüm: Taraf olmak

“Şablon” kavramı anlaşılınca anksiyeteyi anlamak kolaylaşır. Bu sayede öncelikle anksiyete içindeki bireyin davranışlarında mantık aranmaması gereği anlaşılır… Şablonları göremediğimizi ve göremeyeceğimizi bilerek “içinde bir sıkıntı var demek ki” diye kabul edilir. Sadece onun sıkıntısını gidermeye yönelir insan.

Karşı tarafa “koşulsuz yaklaşım” olarak nitelediğim bu davranışı ben “aynı frekansta olmak” ya da “taraf olmak” olarak nitelendiriyorum. “Ben çocuğumla arkadaş olmak isterim!” tümcesi ebeveynlerin bir arzusunu dile getiren ve sık tüketilen bir tümcedir. Ancak arkadaş olmak “arkadaş olmak istemi” ile sınırlı değildir.

Aile tarafından sık tüketilen bu tümcenin içi de çoğu kez boş kalır. Neden böyle olduğu üzerinde biraz düşünülürse; insanın neden çok arzu ettiği halde bu ereğine maalesef sıklıkla ulaşamadığı anlaşılır. Bu arzunun gerçekleşmemesine esas olarak, arzunun tek taraflı ve üstelik tabiri caizse içinde bir “pusu” barındırıyor olması neden olur.

Şöyle ki; çocuğu ile arkadaş olmak isteyenin esas arzusu “çocuğunun sırlarına vakıf olmak”tır. İyi de, “sırra vakıf olmak” için sır vermek gerekir. Ancak burada söz konusu arkadaş olma arzusunu taşıyan taraf “sırlara tek taraflı vakıf olma” amacında olup sır vermeye yanaşmayacak olan taraftır. Böyle bir arkadaşlık olmaz. Arzulu tarafın “sırra vakıf olma” isteğinin esas amacı acil sıkıntı hallerinde yardıma hazır olmak ya da tehlike varlığında çocuğu önceden uyarmak gibi iyi niyetli olsa da, bu tek taraflılık hali arkadaşlık müessesine uymaz. İşte bu nedenle içi boş kalan arzu, içi boş kaldığı sürece gerçekleşemez.

Amaç, gerçekten çocuğu anlamak ve yardımcı olmak ise o zaman taraf olmak kavramı irdelenmelidir.

Doğru uygulandığında görülecektir ki; anksiyete varlığında taraf olmak tutumu çok etkili çözümler üretir. Çünkü taraf olmak “sorgulamadan anlamakla” eş değerdir. Örneğin karanlıktan korkan çocuğun neden korktuğu sorgulanmaz, ona korkmaması için büyüdüğü hatırlatılmaz, sadece “korktuğunun farkında olunduğu, tabii ki korkabileceği” söylenir.

İlk bakışta bu davranış biçimi uygulamanın tam tersidir. Genel uygulama “sen artık kocaman oldun korkmamalısın!”, “sen korkak mısın?”, “bak sen artık abi oldun!” gibi yaklaşımlardır. “Evet, benim oğlum karanlıktan korkar. Onun için de ben onunla yatacağım!” yaklaşımı ilk bakışta doğal olarak yadırganır.

Ancak bu yaklaşım taraf olmak, bir başka deyişle de “senin sıkıntının farkındayım, seni eleştirmiyorum, ne olursan ol kabulümsün” anlamındadır ve anksiyete halinde yapılması gerekendir.