Ergenlik döneminde duyguların en uçlarda yaşandığını söyleyen Uzman Psikolog Gülşah Pınaroğlu, ergenlikte yaşanan aşkı anlattı…

Ergenlik dönemi; çatışmaların yoğun yaşandığı, bedensel ve ruhsal dengesizliğin içinde savrulup giden bireyin duygularını da en uçlarda yaşandığı dönemdir. Sevgi nesnesi arayışı bu dönemde dışa bağımlıdır. Hemcinsle yakınlaşma anlamlı hal almış ve yoğun doyum noktası burada gizlidir.

Ergen melankoliktir. Bu melankolinin temel sebebi aslında giden çocukluğa duyulan yastır. Bir yandan da libidinal bir kararlılıkla kendine uygun olan hemcinse yönelen ciddi bir uğraş, ruhsal yoğun bir yatırım vardır. Artık aile üyeleri önemini kaybetmiş, dışarıya olan ilgi yoğunlaşmıştır. Aşk arayışı bir süre hayatın gerçeği halini alacaktır. Belki de var olan çocukluk kaybının hüznüyle, yaşama tutunmanın farkına varılmayan sürecidir.

AŞK HAYATA BAĞLAR…

Yaşamın temel kaygısı birliğin korunmasıdır. Organizma bütünlüğünü ve tutarlılığını korumak için birleşmeye ihtiyaç duyar. Ergenlik dönemindeki cinsel birleşme bu açıdan bakıldığında yaşam ilkesine uygun bir eylemdir. İnsan bir kez tattığı doyumu hayat boyu sürmesini ister. Çocukluktaki alınan narsistik doyumu tekrar bu dönemde sağlamaya çalışacaktır. Benlik ideali oluşumuyla kendini seven ergen bir taraftan ötekinin aşkını fethedecektir. Diğerini idealize ederek aşk nesnesini bulmaya odaklanır.

AŞK ÖNEMLİ BİR DÖNEMEÇTİR

Ergenlik döneminde aşk önemli bir dönemeçtir. Ergen aşkta risk ve tehlike olduğunu hisseder. Korku ve kaygı devamında gelecektir. Ergen çoğunlukla ilk aşk nesnesini terk eder ve bunun yasını tutar. Arzunun tümüyle duyulmasının mümkün olmadığı düşüncesi onu aşktan uzaklaştırır. Platonik aşıklara bu dönemde oldukça rastlarız.