Daha doğduğu gün başlıyor çocukların kıyaslanma çilesi… Bizimki şu kilodaydı, bilmem kimin bebeği iki santim daha uzundu derken hikaye böyle devam ediyor. Sürekli kıyaslanmanın olumsuz etkisi ise bir ömür boyu sürüyor.

“Çocuğun; beklenen davranışın aksiyle karşılaşıldığında, beklenen davranışı ortaya koyan kendi yaşıtı ya da ebeveynin mevcut yaştaki tutumlarıyla karşılaştırılarak örneklendirilmesi kıyaslama yapmaktır” diyor Uzman Psikolog Elif Kandaz ve devam ediyor: “Her anne baba çocuğunun olumlu, beğenilen özelliklere sahip olmasını bekler ancak bazı ebeveynlerin beklentileri çocuklarının yaşı ve yeterlilik düzeylerinin oldukça üstündedir. Bu anne babalar çocuklarında da ‘sosyal yaşamda kusursuz, akademik olarak en başarılı’ olmaları gerektiği yönünde beklentinin ortaya çıkmasına sebep olurlar.”

KIYASLIYORUZ ÇÜNKÜ…

Ebeveynler çevrelerinde başarılı olan diğer çocukları gördükçe kendi çocuklarını yetersiz algılıyor. Buna bağlı olarak da çocuklarında zayıf gördükleri yönleri düzeltme eğilimine giriyorlar. Hele ki geçmişte kendilerinde geliştiremediklerini düşündükleri özellikleri varsa bunları çocuk üzerinden yaşamak istiyorlar. İşte tam da bu noktada abartılı bir sağduyu devreye giriyor ve diğer yaşıtlarla kıyaslama başlıyor. Kısaca ebeveynler çocuklarını başarılı olmaya motive etmek amacıyla kıyaslamaya başvuruyor ancak bu durum birçok çocukta aksine motivasyon kaybına neden oluyor.

ÖZ GÜVENE VEDA

Kıyaslanmaya maruz kalan çocuklar, belirli bir başarı düzeyinde olmalarına rağmen, bekleneni karşılayamıyorlar ve öz güvenleri azalıyor. Kendini değersiz hisseden çocuk yeni sorumluluklar almak için yeterli çabayı göstermez oluyor. Kıyaslanan çocuk ayrıca sevilmediği, değerli olmadığı hissine kapılıyor, her an reddedilmeye hazır hissetmeye başlıyor.