yemek2



Geçen sene bu zamanlar… Kızımız biraz ötemizde bir çocuk parkında bir arkadaşıyla oynarken biz az ötede bir cafede oturuyoruz… Derken gözümüzden bir anlık olsa da kayboluyor veletler… Üstelik gece, anlık bir panik yaşanıyor, birimiz hemen fırlıyor parka doğru… Nerede bu veletler?

İki dakika sonra anneler arkada, iki velet önlerinde masamızın yanında bitivermişlerdi. Veletlerin yüzündeki kocaman mutluluk ifadesi görülmeye değer, anneler şaşkın, kızsan kızamaz, engellesen engelleyemez bir haldeler… Çocukların ellerinde iki kocaman çikolata kutusu, hayatlarında ilk kez yedikleri karamel ve çikolata kaplı gofretten topçukların tadını çıkarıyorlar ve yüzlerindeki keyif öyle zirvede ki, artık yapılacak hiçbir şey yok…

Nerden mi bulmuşlar… Bir marketten alışveriş yapmış halde elinde poşetlerle parkta dinlenme molası vermiş bir kadından… Üstelik hikâyeye göre yüzsüzce istemişler de kadına yaklaşıp. Memleketimizin güzel insanlarının bir refleks tepkisi de bu zaten, çocuk = çikolata, çocuk = canı çeker, çocuk = kırılmaz… Ve o çocuk(lar) ki hayatlarında hiç yemedikleri şeyleri işte hep bu şekilde tadarlar…

(Yanlış anlaşılmasın, verilmesin, yemesinler filan da demiyorum, sonra geri gelirim ama bu noktaya)

Anneanne, babaanne, dede vb ziyaretlerindeki duruma hiç değinmeye gerek yok malum. Siz ne yaparsanız yapın onların dokunulmazlık kalkanı -ya da görünmezlik pelerini- vardır malum. İnce çizgilerle mücadele etmeniz gerekir, siz ne kadar uğraşırsanız uğraşın dede faktörü yine kulak arkasından çikolata çıkartır, hokus pokus yapar, gizli işler çevirir, kendilerini kırma ya da üzme pahasına araya girdiğiniz olsa da siz farkında olmadan yine by-pass edilirsiniz bir ara… Ruhunuz bile duymaz üstelik…