Bebekler hakkında araştırma yapan bilim adamları, bazen çok ilginç deneyler yapıyorlar. Örneğin, döner sandalye çalışması. Bu deneyde bebekler, haftada dört kez döner sandalyeye oturtuluyor ve her seferinde bir dairenin etrafında on kez döndürülüyorlar. Uzmanlar, bebekler bir kez döndükten sonra sandalyeyi durduruyor, sonra tekrar çeviriyorlar. Bebekler, bu deneye bayılıyorlar. Her dönüşten sonra gülüyorlar ve devam etmek istiyorlar.

Uzmanlar, bu çalışmanın ertesinde, bir çocuğun alıştırma yaparak denge duyusunu geliştirebileceği sonucuna vardılar. Araştırmada yer alan bebeklerin refleksleri ve temel hareket yetenekleri, diğer çocuklara oranla daha belirgin bir şekilde gelişiyor. Ayrıca, çocukların sağlıklı bir gelişim göstermesi için duyuların ne kadar önemli olduğu da ortaya kondu. Bilim adamlarının son birkaç yıldır çok önemsediği denge duyusunun yanı sıra koklama, dokunma, tat alma, duyma ve görme duyuları da hayati önem taşıyor.

Duyusal algılama olmasaydı, bebekler ne yapacaklarını bilemezlerdi. Duyu organları, bebeklerin hayatta kalmasını sağlar. Doğum sırasında, bebeklerin gözleri, kulakları, tat alma ve koklama duyuları, bilgi toplayıp sinir uçları aracılığıyla beyne iletecek kadar gelişmiştir. Beyindeki sinirler bilgileri toplar ve sıralar. Böylece, bebeğin kafasında bir veri bankası oluşur. Çocuk, birçok ayrıntıdan oluşan çevresinin bir resmini çizmeye başlar.

Örneğin, bebek annesini kokusundan ve sesinden tanımaya başlar. Aynı zamanda annesi onu kucağına aldığında, dokunma duyusuyla da onu tanır. Birkaç hafta sonra, beyninde optik bir resim çizebilecek kadar iyi görmeye başlar. Yenidoğanlar, net göremez ve detayları algılayamazlar. Dünyadaki nesneleri iyice tanıyabilmeleri için, duyularıyla deneyimler yaşamaları gerekir. Araştırmacılar, bütün duyuları gelişen küçük çocukların daha iyi öğrenebildiğini ortaya koyuyorlar. Bu nedenle, anne-babalar çocuklarının duyu gelişimine destek olmalılar. Onlarla beraber oyunlar oynamalılar