Psikiyatri Uzmanı Prof. Dr. Ataman Tangör, öfke ve öfkeyle başa çıkmanın yollarını anlattı.

Trafikte kural dışı davranışlar, ya da bir sırada beklerken hakkımıza tecavüz edilmesi genelde birden öfkemizin kabarmasına yol açan davranışlardır. Bu tür davranışlara farklı tepkiler veririz: Bazımız soğukkanlı bir sabırla karşıdakinin terbiyesizliğine verir susar. Bazılarımız ise sözlü ya da davranışsal öfke tepkileri veririz; el kol hareketleriyle sesimizi yükseltiriz, yüz ifademiz sertleşir, yüzümüz kızarır, ellerimiz hafif titrer, tansiyon ve nabız yükselir. Yani adrenalin salgılanmaya başlamıştır. Eğer karşıdan da benzer tepkiler gelirse savaş başlamış sayılır, artık öfke eyleme vurulmuştur.

Bu iki farklı tepkinin anlamı nedir? Neden bazıları yapılan haksızlığı sakin ve sabırlı karşılarken bazıları ani öfke tepkileri verir?

Öfke insanoğlunun en temel iki dürtüsünden biridir:

Libido (sevgi)
Agresyon (öfke)
Doğduğumuzda bu iki temel dürtüye sahibizdir. Gelişim süreci içinde bu iki temel dürtü şekillenir, törpülenir ve ehlileşir. Öfkenin köken aldığı agresyonun yeteri kadar ehlileşememesi ya da ilk haliyle kalması bizde değişik derecelerde öfkelerin belirmesine yol açar. Klinik olarak, ilişkide saldırganlığın etkinleştiğini haber veren temel duygu durumu öfkedir. Sinirlilik en hafif öfke durumu olup öfkenin kronikleştiğini gösterir. Genelde kuralcı, katı kuralları olan ve işlerin hep iyi gitmesini bekleyen insanlar sinirlidirler. Çünkü esneme payı bırakmamışlardır ve dolayısıyla beklentileri her zaman yerine gelmez.

Öfke ilk olarak bebeklerde doyum veren durumun engellenmesine karşı bakıcıya verilen bir uyarıdır. Memenin ya da mamanın gelmemesi, geç gelmesi bebeğin öfkesini harekete geçirir. Anne bu öfkeyi algılar ve bebeğin doyumunu sağlarsa öfke yatışır, aksi halde devam eder ve şiddetlenir.