Hayatımızı birlikte sürdüreceğimiz insanı bulmak ve evlenmek hemen hemen hepimizin hayali. Evlenmek sadece bir eylem ama asıl mesele doğru insanı bulmak, doğru insanla yola çıkmak. Ömrümüzün bir yerinde rast geldiğimiz, geri kalan ömrümüzü beraber geçireceğimiz insanı seçmek ya da hayatımızdaki insanın ‘O’ insan olup olmadığına karar vermek gerçekten önemli bir adım. Bir ömrü beraber geçirmeye evet diyeceğimiz insanı seçmek, artık tek başına yaşamaktan vazgeçmek ve bir başka insanla maddi, manevi ve sosyal yönünden bir hayatı paylaşmak demek aynı zamanda. Sorumluluk almak, bilgi vermek, bilgi istemek, sırt sırta vermek, acısıyla tatlısıyla bir hayata ortak olmak demek.

Evliliğe karar vermek önemli bir adım ama asıl önemli olan o kararın arkasında durmak, o kararın gereklerini yerine getirebilmek, bireysel ve toplumsal sorumluluklarımıza sahip çıkmak, ayrı ayrı iki kişi olarak, bir aile bütünlüğünü sağlayabilmek demek. Bütün bunları bir arada düşündüğümüzde bazı kaygılar yaşanması, korkular hissedilmesi de normal.

Evliliğe karar vermiş bireyler arasında özellikle son yıllarda yoğun kaygılarla ortaya çıkan bir duygu durumu var. Aslında bu, bir tür evlilik depresyonu.

Evlilik depresyonu olarak tanımlayabileceğim bu durumun da iki yönü var. İlki evlenmeden önce başlayan korku ve kaygılar, ikincisi evlendikten sonra ortaya çıkan korku ve kaygılar.

Evlenmeden önce başlayan kaygılarda genellikle evlilik kurumuna yönelik endişeler dikkat çekicidir. Özellikle,