Anne karnındaki bebek sıcak ve güvenli ortamın tadını çıkarır. Memnuniyetini ağzına götürdüğü baş parmağından anlayabiliriz, diyen Uzm.Psk Gamze Eser, ”Zaman dolup dünyaya gelirken yaşadığı şok ve korku belki tüm yaşamı boyunca karşılaşacaklarından daha fazladır. Soğuk doğum odası, annesinden ayrılmak ve poposuna atılan şaplak yaşadığı ilk büyük travmadır”

Babasının yalan söylediğini anlayan çocuğun o güne kadar öğretilen tüm ahlaki değerleri yerle bir olur. Tıpkı sadakat dersi veren bir büyüğünün eşini aldattığını gören gencin olduğu gibi.

Eylem ile söylem ne zaman çelişirse verilen ileti güvensizlik olacaktır. Güvenilen dağlara yağan kar bireyin içe kapanmasına, sosyal ilişkilerinin bozulmasına yol açabilir.

Aile fertlerine, arkadaşlarına, öğretmenine, patronuna, kısaca yaşamın karşısına çıkardığı her insana güvenmek ister insan. Hayal kırıklıklarının temelinde de bu iyi niyet vardır. Günün birinde güven sarsılır, kalpler kırılır.

Başka birine, topluma, sisteme olan güven pamuk ipliğine bağlıdır. Dışımızda olanı kontrol edemeyiz çünkü.

Doğarken yaşadığımız travma kadar sarsıcı olmasa da her güven zedeleyen olay karakterimizin şekillenmesine ve güçlenmesine yol açar aslında.

Kişi önce kendisine güvenmeyi öğrenir böylece. Kendisine karşı dürüst olmayı öğrendikçe diğerlerine de rol model olabilir.
Yaptıklarıyla söyledikleri uyumlu olan birey özgüven sorunu yaşamaz ve yalan söyleme ihtiyacı duymaz.

Dış koşulları değiştiremeyeceğimize göre önce kendimizi olduğumuz gibi kabul etmeyi öğrenirsek ve güvenirsek içimizdeki güce diğerlerinin yaşayacağı hayal kırıklıklarından da korunmuş oluruz.