“Kalp krizi ya da felç geçiriyorum”, “Kontrolümü kaybedeceğim”, “Öleceğim”… Nedeni tam olarak bilinmiyor ve aniden ortaya çıkıyor… İnsanı dehşet içinde bırakan fiziksel ve psikolojik belirtilerle gelişiyor… Bu tablonun adı; panik atak!

Panik atak, nedeni tam olarak bilinmeyen ve aniden ortaya çıkan, zaman zaman tekrarlayan, insanı dehşet içinde bırakan yoğun sıkıntı ve korku nöbeti olarak tanımlanıyor. Eğer kişi yeni bir atağın geleceği endişesiyle kaçma-kaçınma davranışlarında bulunursa, bu duruma ‘panik bozukluk’ tanısı konuyor. Panik bozukluk genellikle 20-30’lu yaşlarda başlıyor ve kadınlarda daha sık görülüyor. Mükemmeliyetçi kişiliğe sahip, ‘hayır’ diyemeyen, endişeli olan ve kızgınlık -üzüntü gibi duygularını ifade edemeyen, çekingen kişilik özelliği olan kişilerde daha sık görülüyor. Geçirilen büyük bir hastalık, ayrılma-boşanma, bir yakının ölümü, iş yaşamında bir stres veya büyük değişimler atakları tetikleyebiliyor.

“Yalnızlık” kaygıyı artırınca…

Panik bozukluğu tetikleyen bir başka önemli etken ise ‘büyük şehir’ hayatı. Şehirleşme ve kentlerin büyümesiyle birlikte insanlar birbirini daha az tanıyor; güvenlik kaygıları oluşuyor ve yabancılaşma duygusu artıyor. Kendini koruma isteğinin artması ve bunun sonucunda diğer insanlarla ilişki kurma isteğinin azalması, kişinin kendisini yalnız hissetmesine yol açabiliyor. Psikiyatri Uzmanı Özlem Yıldız, çağımızın önemli bir sorunu olan “yalnızlık” duygusunun depresyon ve kaygı bozuklukları gibi psikiyatrik hastalıkları tetikleyen önemli bir faktör olduğuna dikkat çekiyor.

Kentleşmenin getirdiği sorunlar ruhsal sıkıntıları tetikliyor