Sevmeyi, sevilmeyi, sosyalleşmeyi en çok O’ndan öğreniyoruz. Aile fertleriyle uzlaşmayı bile O’nun yardımıyla sağlıyoruz.

Sağlığımız anne karnında şekilleniyor. Annemizin gebelikte fazla şekerli, unlu gıda tüketmesi fazla kilo alması yaşıtlarımıza göre daha erken kalp damar ve şeker hastalığına yakalanma, obez olma olasığımızı arttırıyor. Gebelikte yoğun psikolojik stres altında olan annelerden doğan çocukların, ileride psikiyatrik hastalıklara yakalanma oranı yüksek bulunuyor.

İnsan bebekleri olarak maalesef tam gelişmemiş doğuyoruz. Annemize 9 ay karnında yük olmak yetmiyor, büyük beyinle daha geç doğmak çok daha zor ve riskli olacağından 1 yıl erken dünyaya geliyoruz.

Yeni doğan tay birkaç dakika içinde ayaklanıp yürüyor hatta bebek fil daha ilk gün mecburiyetten de olsa 5 km kadar yürüyebiliyor. Bizlerse aynı noktaya gelmek için yakın bakıma muhtaç, memeye bağlı 12 ay geçiriyoruz.

Buna rağmen doğar doğmaz 20 dakika sonra bile annemizin yüz ifadelerini kopyalayabiliyoruz. O’nun kokusunu ve sesini daha ilk haftada (beliki de anne karnında) öğrenip tanıyoruz.

Emzirmeyle salgılanan hormonlar bizi birbirimize daha yakınlaştırıyor, bağlılık ve mutluluk yaratıyor. Bir günlükken bile kadınların sesini ayırdedip yüzlerimizi o yana çeviriyoruz.

Sabit bir yürüme hızında sallanınca kucakta uyumaya başlıyoruz. 6 haftalıkken annemizin gülen yüzüne, gözlerine odaklanıp gülümsemeye başlıyoruz.

3-4 aylıkken yabancıları ayırt etmeye annemizin tepkilerine bakarak güven duyup duymamaya karar veriyoruz.

Emekleme döneminde hevesle annemizden dil öğrenmeye başlıyoruz. 1 yıldan sonra yürümeye, konuşmaya başlıyoruz. Doğayı, çevreyi en çok O’nun yardımıyla hasarsız keşfetmeye çalışıyoruz.