Sahildeki sihir



Şans tasarlanandan artakalandır.

Gündelik hayatta “iyi şanslar” sözcüklerini sık kullanırım. Bir zorlukla karşı karşıya kalan birine yazarken mektuplarımı böyle bitiririm, çocuklarıma bir maç ya da sınav öncesinde bunu söylerim, hatta elle yazdığım mektupları postaya verirken sessizce mınldanınm. Tüm bu durumlarda başarı ya da iyi talih aylar süren eğitimin, çalışmanın ve hazırlığın ardzndan şans eseri ortaya çıkar. Şans, sihir, dünyada bilinmeyen, fantastik ve kontrolümüzün ötesinde bir şeylerin olduğu fikri çocukluk geleneğinin büyük bir parçasıdır, birçoğumuz yetişkinlikte bunları geride bırakınz. Şans eseri iyi şeylerin olmasını ve böylece talihli hayatlar yaşamayı dileriz, ama gündelik sihri hep unuturuz.
Ben de kendime soruyorum, günlerime serpiştirilen sihir nerede? Hayatımın tüm kuytu köşelerinde sihir var; akşam yemeğinde atılan kahkahada, karın arasından kendini gösteren lalelerde, sürpriz bir sinema yolculuğunda. Bu ufak altın külçelerini toplamaya vakit ayırıyor muyum?
Bir keresinde bir arkadaşım ben zor bir durum içindeyken elimde tutmam için şans getiren ufak bir çakıltaşı vermişti bana. Vermeden önce taşı avcunda tuttu, onunla konuştu, bu zorlu anımda bana eşlik etmesi için o ufak taşa şans enerjisi aktarmayı diledi. Taşı cebime attım ve olay sırasında elimde tuttum, gerçekten de çakıl taşına yüklediği enerjiyi hissedebiliyordum. O anda şansla ilgili bir gerçeği fark ettim: Sihir denilen şey zihnimizdedir. Hayal kurma, canlandırma, yaratma ve en çok da hayatımızı şanslı ya da şanssız görme becerimizdedir. Cebimdeki o taş dilediğim (ve çabaladığım) şeyin şans eseri gerçekleşeceğine inanmasam hiçbir güç taşımayacaktı. Altın çömlekleri görmeyi tercih etmezsek görünmez olurlar.
Hayatımdaki sihri görmeyi ve tecrübe etmeyi seçiyorum.