Her ne kadar tecrübeli bir anne olsanız da çocuklarla ilgili endişeler bir türlü bitmiyor. Zaten her gün yeni macera yaşayabilme ihtimaliniz hayli yüksek! Bu sebeple mütemadiyen bir endişe hali aklınızın bir ucunda duruyor. Alp ile ilgili en çok yaşadığım endişe konuşmayla ilgiliydi.
3 yaşındaydı ama henüz cümle kuramıyordu! Haliyle bu durum beni endişelendiriyordu. “Acaba konuşacak mı?”, “Ne zaman konuşacak?” vs derken Alp bir konuştu, pir konuştu! Yürümesi de böyle olmuştu. 18 aylık yürüdü, 19 aylıkken ayağında top sürüyordu. Kendinden emin olmadan hareket geçmiyor, demek ki! Emin olduğunda da durdurabilene aşk olsun! Konuşması da aynen öyle oldu. Bir anda gayet net kendini ifade etmeye başladı. Hatta – biraz da ablasının etkisiyle – bildiğiniz ergen gibi yanıtlar duyuyorum. Nasıl mı? Hemen bir diyalog paylaşayım.

– Anne, muz yiyebilir miyim?
– Hayır. Köfteni ve makarnanı bitirdikten sonra yiyebilirsin.
– Ama benim canım şimdi istedi!
– Şimdi yemek saati. Yemek bitsin, yersin oğlum.
– Of anne ya! Yine beni delirttin!

Amanın! Ben bu cümleyi anneme ilk kez ne zaman kurdum acaba? Hatta yüzüne karşı hiç dedim mi? Valla bu çocuk milleti fena hem de çok
fena!

Madem diyaloglarımızı yazmaya başladım. Bir tane daha yazayım:

– Anne yemekte ne var?
– Sana barbunya ve pilav var, oğlum.
– Annecim, benim moralim çok bozuk. Moralim bozukken barbunya yiyemem. ( Burada Küçük Emrah pozu verir. )
– Peki köfte ve makarna yersen moralim düzelir mi?
– Evet, evet. Hemen düzelir annecim!