bebeklerde kabızlık



Kabızlık yani. Annelikte kriz yönetiminin bir başka kilometre taşı.

Anne sütü almaya devam eden kızım Gökçe, katılara başladığından ve soframızdaki yiyeceklere aşırı bir heves göstermeye başladığından beri, neye uzanırsa veriyoruz eline. Zaten o istemeden ağzına her hangi bir şeyi kaşık mahareti ile vermek imkansız. Gümrük duvarı gibi dikiliyor karşımıza. Cafelerdeki kalorifer peteği de dahil, bizim istemediğimiz her şey de ağzında.

Hal böyle olunca biz de o minik ellerini cımbız gibi kullanmaya başladığından beri tabağa onu bunu koyup veriyoruz önüne. Bazen kafasını yoğurt kabına sokuyor, bazen küçük ağzıyla koca mandalina yığınına dalıyor, bazen de döke saça alıyor tabaktakileri.

Yılbaşı gecesi mönümüzdeki patates, sonrasında yediğimiz elma ve muz ile karışınca kabızlık Voltranını oluşturmuşlar minigimin bağırsağında. 4. gün de kakasını yapmadı derken Gökçe’yi en sevdiği ahşap treni ile oynamaya oturduğumuzda, ağlarken buldum kucağımda.

Mıkırcan araba koltuğunu, puseti, kucaktan inmeyi ve yatay düzleme bırakılmayı şiddetle protesto eder. Altını bile havada bağlar olduk eşimle. Protesto ağlamalarina bağışıklığımız var yani. Yaşlara rağmen, istediğini alınca saniyesinde güneş açar yüzünde. Ama bu ağlama başka biliyorum. Yeni çıkan alt iki dişini göstere göstere büküyor dudaklarını, gözlerinden yaşlar boşanıyor.

Aklımda kakasında olduğundan, hop burnumu dayadım poposuna. Ikınıyor minik, adam olma yolunda bir imtihanı var, ama o kadar zorlanıyor ki. O ağlıyor ben biçare! Bu tondan ağlayınca o, akli melekelerim şalteri indiriyor zaten. Evdeki yardımcım biz sabunlu çubuk sokar biraz da masaj yapardık diyince kendime geldim ancak.