Evde parti sonrası dağınıklık



Tanrı sizden bir şeyi becermenizi ya da becermemenizi istemez. Yalnızca müsait olmanızı ister.
Çoğu cumartesi akşamı evimizin hali görülmeye değer. Oldum olası evimizin herkesin kendini rahat hissedeceği bir yer olmasını hedeflemişimdir çünkü. Belli ki planım işe yaramış: Daha geçen hafta sonu kanepelere, yere, çocuklarımın odalarına yayılmış ve dışarıdaki trambolinde uyuyan on üç çocuk saydım.
Pazar sabahı aileler çocuklarını almak için kapıdan girdiklerinde evde bomba patlamış gibi görünür, ama üzerimde pijamalarımla bile zarifçe gülümseyip, “Çocuklar harika zaman geçirdi!” demeyi öğrendim. Dağınıklıkla ya da evde çok fazla çocuk olmasıyla ilgili ne düşündüklerini artık umursamıyorum. Çocuklarım mutlu, onların çocukları da mutlu, amaç bu değil miydi?
Çoğumuz hayatımızda bir topluluğun varlığını hissetmek isteriz. Birlikte kutlamalar yapacak arkadaşlarımızın olmasını, etkinliklere davet edilip katılmayı, ailemiz ve arkadaşlarımızIa bir bağ kurabilmeyi isteriz. Çocuklarımızın yanında birçok kişinin olmasını isteriz; tanıdıkları ve sevdikleri kişiler. Evlerimizi başkalarına açmaya hazır olmadıkça bunu başaramayız.

Buradaki sorun çoğumuzun her türlü ağırlamayla ilgili  fazla beklentisinin olmasıdır. Evimizin düzgün görünmediğini düşünürüz; mutfağı yenilerneyi ya da bahçemize çim ekmeyi bekliyoruzdur. Bir kısmımız arkadaşları çaya çağırdığımızda banyoları temizlememiz ve kurabiye pişirmemiz gerektiğini zannederiz ki bunların hepsi çok fazla zaman ve enerji gerektirir.
Kapımızı her durumda açık tutar, ne ikram edeceğimiz ve nasıl ağırlayacağımız konusunda beklentilerimizi azaltır, sadece kollarımızı açıp onları içeri buyur edersek misafirlerimiz bizi çok daha mutlu eder.